Rüya

Uykunun sırları

Kullanıcı Oyu:  / 1

Ortalama olarak günün 8 ve bir yılın 2920 saatini uykuda geçiriyoruz. Diğer bir deyişle senenin 121,7 uykunun-sirlarigününü, yani hayatımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Gözlerimiz kapanıyor, kaslarımız gevşiyor, belirli bir şiddetteki ses, ışık ve hatta dokunmaya dahi tepki göstermiyoruz. Dışarıdan bakış açısıyla hayatımızın üçte birini hiçbir şey yapmayarak geçiriyoruz. Kimilerine göre uyku “boşa geçirilen zaman” olarak nitelendiriliyor. Bilim kurgu yazarı olan Isaac Asimov, bir konuşmasında “uykudan nefret ederim ve saatin 05 olmasını sabırsızlıkla beklerim, uyku zaman israfıdır” demiş. Benjamin Franklin’se : “Erken yatıp erken kalkmak kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar” diyerek uykunun yararını savunmuş. Ünlü mucit Thomas Edison ise balıkların ve atların hiç uyumadıklarını öne sürerek, uykunun sadece kazanılmış bir alışkanlık olduğunu, hücrelerin uyumadığını ve aslında insanın uykuya ihtiyacı olmadığını söylemiş. Uykunun faydası olup olmadığı yıllarca tartışılmış olsa da: “Uyku ilaçtan iyidir”, “Sağlığın başı uyumaktır” gibi İngiliz ve İrlanda özdeyişleri insanların uykunun önemine olan inancını yansıtıyor.

Uyku ve Rüya

Kullanıcı Oyu:  / 1

Tüm ömrümüzün neredeyse üçte birinin uykuda geçmesine karşın, yararları konusundaki bilgimiz neredeyse yok denecek kadar az. Son yıllardauyku-ruyayapılan araştırmalar, uykunun boşa geçirilen zaman olmadığını, gerek bedensel gerekse psikolojik açıdan faydalarının olduğunu gösteriyor. Eskiden, uyku sırasında beynin çalışmasının yavaşladığı ya da durduğu, böylece beynin dinlendiği sanılıyordu. Ancak, 1950’lerden sonra durumun böyle olmadığı anlaşıldı. REM uykusunun keşfedilmesinden sonra, uykuda beynin durmadığı, tam aksine belkide gün içerisinde olduğundan bile daha fazla çalıştığı gözlemlendi. Uyku, beynin yavaşladığı ve hızlandığı çeşitli evrelerden oluşuyor. Bu evreler çok karmaşık bir kontrol sistemi içerisinde gece boyunca birbirini takip ediyor. Anlık değişebilen hormon düzeyleri ve vücut ısısındaki oynamalar, bu evrelere eşlik ediyor. Her 90 dakikada bir oluşan REM uykusu sırasında beyinde yüksek bir hareketlenme oluyor ve bu hareketlilik tüm uykunun neredeyse %20’sini oluşturuyor. Uyku sırasında beyin kan akımında %20’ye varan azalma olsa da, beyin hücreleri, sinyal sayısını artırarak bunu telafi ediyor. REM uykusu dışındaki “NREM” denen ve bilincin tamamen kaybolduğu derin uykuda dahi beyin hücreleri çalışmaya devam ediyor. Elektroensefalogram (EEG) denen cihazla yapılan ölçümler, uyku ve uyanı
klık sırasında beynin farklı bölgelerinin çalıştığını gösteriyor.

Uyku sırasında beynin düşünce ve bilinçli hareketlerden sorumlu olan dış kabuğu, yani “korteks”le, beynin ortasındaki bilinç dışı kontrol merkezlerinden birisi olan “talamus” arasında sinyal iletimi oluşuyor. Bu iletilerin, beyinde meydana gelen düzensiz, amaçsız ve rasgele sinyalleşmeler olmayıp, beynin kendi ihtiyacı için yarattığı sinyaller olduğu düşünülüyor. Yapılan tüm araştırmalar uykunun, uyanıklık durumunun ortadan kalkmasıyla oluşan basit bir durum olmadığını gösteriyor. Uyku sırasında beyin faaliyetleri durmuyor, tam aksine sinir hücrelerinin ürettiği sinyaller yeniden organize oluyor. Araştırılan tüm memelilerde, uyku REM ve REM olmayan fazları içeren bir döngüden oluşuyor. Bu bulgu, uykunun sadece türler arasında ortak olan bir özellik olmakla kalmayıp, işlevsel bir yönünün olduğunu da gösteriyor. Yıllar boyunca uykunun tek amacının enerji tasarrufu olduğu düşünüldü. Ancak günümüzde uyumanın, basit bir enerji tasarruf mekanizması olmayıp, bu süre içerisinde enerjinin aktif olarak kontrol edildiği düşünülüyor. Uyku, beynin yavaşladığı ve hızlandığı çeşitli evrelerden oluşuyor.

Devamını oku: Uyku ve...

Uykunun kontrolü

Kullanıcı Oyu:  / 2

Uyanık kalmak, beyindeki farklı sistemlerin salgıladığı mesajcı moleküllere bağlı. Uyku ve uyanıklık, esas olarak “talamus” ve beyin kabuğu arasındaki sinyal uykunun-kontroluiletimine bağlı. Beynin alt merkezlerinden biri olan talamus, birçok hayati işlevi kontrol ediyor. Beynin neredeyse tam ortasında bulunan bu yapı, adeta bir istasyon görevini görüyor. Vücuttan gelen tüm bilgiler değerlendirilmeden önce buraya geliyor. Ve beynin gerekli kısımlarına buradan gönderiliyor. Vücut ısısı, iç organların çalışmasının ayarlanması gibi bilincimizin kontrolünde olmayan bazı işlevlerin düzenlenmesi talamus tarafından yapılıyor. Talamusun, uyku ve uyanıklık durumları için gönderdiği sinyalleri kontrol eden aç-kapa mekanizmaları, esas olarak hipotalamus denen bir diğer merkezde bulunuyor. Bu merkezlerdeki sinyal iletim bozuklukları uyku bozukluklarına yol açıyor.

Uyanık kalmayı sağlayan ilk sistem, “asetilkolin” adlı bir mesajcı molekülün beynin orta alt kesimlerinde bulunan “talamus”u uyarmasıyla işlevini yürütüyor. Uyarılan talamus, korteks denen beynin dış kabuğuna, yani bilinç düzeyine uyarılar yolluyor. Bu uyarılar sayesinde beyin dalgaları değişerek uyanıklık durumundaki dalgalar oluşuyor. Uyanık kalmamızı sağlayan bu sisteme “kırmızı yol” deniliyor. Uyanık kalmamızı sağlayan diğer sistemse, “mavi yol”. Bu sistemde, noradrenalin ve serotonin gibi mesajcı moleküller beyin korteksini uyarıyor. Talamusun yanısıra, talamusun daha alt kısımlarında ve beyin sapında bulunan çeşitli merkezlerden salgılanan “histamin”, “serotonin”, “dopamin” ve “MCH” gibi mesajcı moleküller de beyin kabuğunu yani “korteks”i uyararak bilinçli kalmamızı sağlıyor. Uyanıkken bu moleküller sürekli salgılanarak beyne uyarı gidiyor.

Uykunun yavaş dalga evresinde her iki sistem yavaşlıyor ve bu mesajcı molekülleri salgılayan nöronların ateşlemesi duruyor. REM uykusu sırasındaysa asetilkolin uyarısı devam ediyor ancak noradrenalin ve serotonin ateşlemesi tamamen kesiliyor. Uykuyu kontrol eden diğer bir merkezse “hipotalamus”. Bu bölgede bulunan iki grup nöronun salgıladığı mesajcı moleküller uykuya dalmamızı kontrol ediyor. Buradan salgılanan “GABA” adlı mesajcı, uyanık kalmamızı sağlayan merkezleri baskılayarak uykumuzu getiriyor. Bu bölgede meydana gelen bir hasar uykusuzluğa yol açıyor. Hipotalamusun yan tarafında bulunan ikinci grup nöronlarsa hipokretin ve dinorfin denen uyarıcı molekülleri salgılayarak uyanık kalmamızı sağlayan merkezleri aktif hale geçiriyor. İnsanın uykuya dalmasını sağlayan mekanizmaları devreye sokan sinyallerin ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Bazı teorilere göre, zamanla beyinde biriken “adenozin” adlı bir molekül, uyku sürecini başlatıyor. Kahvenin içinde bulunan kafein, bu molekülü baskılayabiliyor. Belki de kahvenin uykuyu geciktirmesinin nedeni de bu. Son yıllarda, uyku ve uyanıklık arasındaki geçişi sağlayan “kırmızı yol”da yeni bir mekanizma ortaya konuldu. “Açkapa” sistemi olarak bilinen bu mekanizmanın temelinde “oreksin” adlı bir molekül rol oynuyor. Uyanıklık sırasında “VLPO çekirdeği” denen bir merkez baskılanarak, oreksin molekülü üzerindeki baskılayıcı etkisi önleniyor.

Devamını oku: Uykunun...

Uykunun evreleri

Kullanıcı Oyu:  / 0

Uyku, beynin rüya görmesi için gerekli ortamı sağlıyor. Yüzyıllardır insanoğlunda merak uyandıran ve birçok araştıranın konusu olan uykunun nedeni ve mekanizması tam olarak bilinmesede, bu konuda son yıllarda önemli aşamalar kaydedildi. Uyku üzerinde yapılan çalışmalar uykunun çeşitli evrelerden oluştuğunu gösteriyor. Uyku sırasında beyin dalgalarını algılayan ve “EEG” (elektro-ensefalogram) denen bir cihaz sayesinde uykunun değişik evreleri belirlenebiliyor. Uyku esas olarak iki bölümden oluşuyor.“NREM” (non-rapid eye movement) denen bölümde, yüksek dalga boyunda ve düşük frekansta beyin dalgaları oluşuyor.

NREM uykusu, sırasında kan basıncı ve solunum sayısı düşüyor.Bunlara ek olarak kaslarda gevşeme ve yavaş göz hareketleri görülüyor. NREM uykusu kendi içinde dört evreye ayrılıyor. İlk evre uykuya geçiş dönemi. Uykuya geçiş döneminden önce çok kısa süreyle “hipnagojik faz” denen bir evreden geçiliyor. Hipnagojik faz, gözlerimizi kapatmayla uykuya dalma arasında geçen süre. Bu sürede çeşitli, rüya benzeri anlamsız şekiller görülebiliyor.

Bunlar çoğunlukla daha sonra hatırlanmıyor. Hipnagojik fazdan sonra girilen ilk evrede kalp hızında yavaşlama ve kaslarda gevşeme başlıyor. Bu evrede, şiddeti ve frekansı düşük olan “teta” dalgaları görülüyor. Kısa süren bu evreden sonra, biraz daha derin olan ikinci evreye giriliyor. Uykunun ikinci evresinde beyin dalgalarındaki düzensizlik artıyor. Dalga şiddetinde ani yükselme ve düşüşler görülüyor. Uykunun başlangıç evrelerindeki beyin dalgaları, uyanık ancak son derece gevşek durumda görülen alfa dalgalarına benziyor. Uykunun bu ilk iki evresinde ani kas ve vücut hareketleri görülebiliyor. Aniden sıçrayarak uykudan uyanmak, genellikle bu evrede oluyor.uykunun-evreleri

Üçüncü evrede uyku iyice derinleşiyor. Dış ortamdaki seslerin çoğu artık kişiyi uyandıramıyor. Bu evrede beyin dalgalarındaki ani yükselme ve düşüşler bitiyor, bunun yerini uzun delta dalgaları alıyor. Dördüncü evrede elde edilen dalgaların yarısından fazlasının delta dalgası olması nedeniyle, bu evre “delta uykusu” olarak adlandırılıyor. Uykunun dördüncü evresi en derin uyku hali. Halk deyimiyle bu evrede kişi “top atılsa uyanmıyor”. Birbirini takip eden bu dört evre, yaklaşık 90 dakika sürüyor. Daha sonra uykunun farklı bir bölümü olan “REM” uykusuna giriliyor. İlk olarak 1953 yılında tanımlanan REM uykusunda düşük dalga boyunda, yüksek frekansta, daha düzensiz beyin dalgaları oluşuyor. REM uykusunu kontrol eden merkezler beyin sapında bulunuyor. Uykunun bu bölümünde oluşan beyin dalgaları uyanıkken oluşan dalgalara oldukça benziyor. REM uykusunun en önemli belirtilerinden birisi de hızlı göz hareketleri.

REM sırasında gözler sağa sola hızlıca hareket ediyor. Kan basıncı ve kalp hızı yükseliyor, göz kasları dışındaki istemli kaslarda felç benzeri bir gevşeme meydana geliyor. Kaslardaki bu geçici felç durumunun, rüyalar sırasında vücudu beklenmedik hareketlerden ve kazalardan korumak için olduğu düşünülüyor. Uykunun bu bölümünde erkeklerde ereksiyon, yani cinsel organda sertleşme, kadınlardaysa vajinal kan akımında artış görülüyor. Ortalama her 90 dakikada bir tekrarlanan ve 5-30 dakika kadar süren REM uykusu, 8 saatlik bir uykuda yaklaşık 5 kez tekrarlanıyor. Sabaha karşı görülen REM uykusu daha uzun sürüyor. Bu sırada görülen rüyalar daha net hatırlanıyor.

REM uykusu, vücut ve ruh sağlığı için oldukça önemli. Yeterli süre REM evresine geçemeyen kişilerde ruhsal bozukluklar, konsantrasyon zorluğu, öğrenme sorunları görülüyor. REM uykusunun en önemli özelliklerinden birisi de, rüyaların yoğun olarak bu evrede görülmesi. Bu evrede uyandırılan kişilerin yaklaşık %90’ı rüya gördüklerini ifade ederken, NREM uykusunda uyandırılanlarınsa sadece %7-8’i rüya gördüğünü söylüyor. REM uykusu sırasında esas olarak halusinasyon, delüzyon, abartılı duygulanım ve amnezi, yani bellek kaybı meydana geliyor. Halusinasyon, hiçbir dış uyaran olmadan, yani gerçekte var olmayan bir imajın görülmesi. Delüzyon, diğer bir deyişle sanrılar, gerçekte olmayan kavram ve düşüncelere inanılması. Örneğin, kişinin kedisini kral ya da kutsal bir kişi olarak görmesi gibi. REM uykusu sırasında çok yoğun duygular yaşanıyor. Görülen rüyalar bazen kişiye çok büyük bir mutluluk verirken bazen de büyük üzüntüler yaşatabiliyor. Rüyaların çoğuysa sonradan hatırlanmıyor. Rüyalar, bu unsurların birleşiminden meydana geliyor. Beynin neredeyse uyanık durumda olduğundan fazla çalışma halinde olduğu ve rüyaların görüldüğü REM uykusu halen beyinle ilgili araştırmaların odağını oluşturuyor.

insan uykusunda davranışsal evreler

Kullanıcı Oyu:  / 1

Uyanıklık, NREM uykusu ve REM (Hızlı Göz Hareketleri) uykusu evreleri kendilerini davranışsal, poligrafik ve psikolojik dışavurumlarla ortaya koyuyorlar. “Davranış” olarak tanımlanmış sırada, uyku-pozisyonlariyatış pozisyonunda ortaya çıkan ve düzenli aralıklarla çekilen fotoğraf ya da videolarla kaydedilebilen değişimler, uyanıkken ve uyku döngüsündeki evresel değişimlerle paralellik gösteriyor. Uykudaki hareketsizlikten iki mekanizmanın sorumlu olduğu düşünülüyor. Birincisi, hareketlerin zorlaşması (NREM uykunun I-IV evrelerinde), ikincisiyse baskılanma (REM uykusu sırasında). Rüyalar sırasında hareket ettiğimizi sanırız; ama etmeyiz. Uyku evresini ayırt eden üç değişkeni gösteren beyin etkinlik kayıtları, bir elektromiyogram (EMG), bir elektroensefalogram (EEG) ve elektro-okulogram olarak gösteriliyor. EMG hareketliliği uyanıklık sırasında en yüksek düzeyde, NREM sırasında orta düzeyde, REM evresindeyse en düşük düzeyde ortaya çıkıyor. EEG ve EOG ise uyanıkken hareketlenip, NREM sırasında sönümleniyor. Grafiklerdeki her örnek, 20 saniye uzunlukta. En alttaki üç sıraysa öteki nesnel ve öznel evre değişkenlerini gösteriyor.

Arama

Ana nesneyi yazın. Örnek:gözlük,bebek,gebe v.b.

FACEBOOK SAYFAMIZI BEĞENİN

Rüya Tabirleri Rüya Tabirleri ekolay - yaşam НикНок Товары и услуги - каталог сайтов Şendoğan T. Ankara Yenimahalle 3D Teknik Çizim Modelleme Tasarım - Armut.com